Metin Kutusu: Yeşil ve Sol Dükkân

Yeşil hareketin içerisindeki insanlar olarak, zaman zaman genel değerlendirmelerde bulunmamız ve bunu kamuoyu ile paylaşmamız en doğal hakkımızdır. Hele ki başlangıçta ileri sürdüğümüz isim ve politik çerçeve, süreç içerisinde daha önce bizlere karşı çıkanlarca da benimsenmiş ve hatta bunun da ötesinde bayrak haline getiriliyorsa, bu hak bir zorunluluğa da dönüşür. 

Her şeyin başında belirtmek gerekir ki, gelen tepkilerden anlaşıldığı kadarıyla konu “yeşil ve sol” ise bizler dükkân sahibi olarak görülmekteyiz. Bizim de buna itiraz etmemiz beklenemez. Bu dükkânı siyaset sokağına biz açmadık ama yerini ve ne satabileceğini biz tanımladık. Bu dükkân kendi içimizden gelen işletmecilerin elinde olmayabilir, hatta işgal edilmiş bile olabilir. Ancak bu dükkânın siyasi alanda durduğu yer ve hizmet etmek için tanımlandığı amacın ne olduğu gerçeğini değiştirmez. Dükkânı işletenler ya da işgal edenler, bu yere ve amaca uygun hareket ettikleri sürece, bu dükkân gelişir ve yayılır. Dükkânın sahipleri de, dükkânın içinde olmasalar dahi bundan memnun olurlar. Ancak dükkân bulunduğu yere ve amaca uygun hareket etmiyorsa, dükkânın çalışanları kadar, sahipleri de bundan rahatsız olur ve dükkânla ilgili her şey sorgulanır.

Kabul etmek gerekir ki, siyaset sokağında durulan yer konusunda temel bir görüş ayrılığı yoktur. Zaten eğer genişleme düşünülüyorsa bu yerin üç metre daha merkezde, beş metre daha solda olmasının uygulama açısından büyük bir önemi de yoktur. Başlangıçta bu yere itiraz edenler, daha sonra kendi tanımladıkları yeri terk etmiş ve bu noktaya gelmiştir. Dolayısıyla sorun yer seçiminde değil, o yerin üzerinde ne yapıldığındadır.

Ancak bunun dışında her konuda görüş ayrılıkları mevcuttur ve başından beri bizler hizmet edilen amaca uygun olmayan davranışları ifade etsek de, hatalarda ısrar edilmiş ve bugün bu noktaya gelinmiştir. Peki nedir bu hatalar ve ısrarlar?

Birinci ve temel hata, dükkânın kuruluşu ile ilgilidir. Dükkân, kendisini ayakta tutacak sayıda “ilgili”, “duyarlı”, “hareketli” müşteri ile temas edilmeden, dolayısıyla müşterilerin ne dediği, ne istediği ortaya konmadan aceleyle açılmıştır. Daha kötüsü, o müşterilerin aynı zamanda dükkânın ortağı olacağı bir süreç de izlenmemiştir. Daha da kötüsü, tabandan gelerek kurulması gereken bir parti, tavandan kurulmakta ve tavanda kalınmakta ısrar edilerek, takma akılla elde ettiği yeşil ve sol kimliği cepten düşürmüştür.

Öyle olduğu içindir ki, ortaya çıkışında gölgede kaldığı Gezi direnişi sürecinde, kendisini cümle âleme gösteren tabana hiçbir yanıt üretememiş ve ortalıkta “gezi”nmekten öteye gidememiştir.

İkinci büyük hata, dükkânın dış tasarımında Avrupa kökenli bir tanımlamaya gidilmesi ve Avrupa Yeşillerinin Türkiye’deki politik belirleyiciliğine direnç göstermeyen, aksine onların popüler  makropolitik görünümünden nemalanmaya çalışılan bir politik çizginin izlenmesidir. Biz iklim değişikliğinin gerçekleri karşısında, kapitalizmi içeriden dönüştürmeye yönelik politikaların eninde sonunda iflas edeceğini ve uzun vadede yeşiller ile sosyalistlerin birlikteliğinin şart olduğunu ileri sürmüştük. Almanya Yeşilleri özelinde bunun Sol Parti ile koalisyon fikrine açık olmayı gerektirdiğini çeşitli defalar dile getirdik. Keza Avrupa Yeşillerinin Türkiye’deki politikalarında Ak Parti’yi destekleyen davranışlarını da eleştirdik ve ılımlı İslam gözlüklerini çıkarmalarını istedik. Bunun da ötesinde başından beri Türkiye’ye özgü bir yeşil parti istedik, Avrupa Yeşil Partinin kötü bir kopya versiyonunu değil. Ancak parti bu dirayeti gösteremedi ve Avrupa Yeşillerinin yanlış politikalarının faturasını, hem Avrupa, hem de Türkiye’deki tabandan uzak kalarak ödedi.  

Üçüncü hata dükkânın temel satış ürününün ne olacağına doğru karar verememek olmuştur. Başlangıçta “ekoloji merkezli” olarak belirlenen bu ürün, EDP ile birleşme sonrasında tamamen ortadan kalkmış, yerini dört “adalet”e bırakmıştır. Kabul etmek gerekir ki ekolojiyi akademik olarak anlatmak kolaydır, ama politik olarak benimsetmek, hele Türkiye toplumu için neredeyse imkânsızdır. Biz ise başta üç etkinlik alanı tanımlamıştık; sermayenin genişlemesinin durdurulması, özgürlük alanlarının genişletilmesi ve yaşam biçimi değişikliğinin kendimizden başlayarak çevremize yayılması. Daha sonra ise dört değer üzerine politikanın inşa edilmesini önerdik; doğa, emek, barış ve demokrasi.  

Bugün güncel olarak yapılan dördüncü hata ise, bu ilk üç hata hiç olmamış, parti zamanında çok büyümüş, şimdi gerilemiş gibi davranarak, partinin mevcut halinin nedeninin başka bir yapı ile olan ilişkinin biçiminde ve içeriğinde olduğu savını ileri sürmektir. İlgili yapının iyi günlerinde bayraktarlığını yapıp, zor günlerinde bileşenliğinden ayrılmanın, saygınlık anlamında yeşil harekete de ağır bir faturası olacaktır.

Sonuç olarak, helva, helva diyerek ağız tatlanmadığı gibi, yeşil ve sol, yeşil ve sol diyerek de yeşil ve sol olunmuyor.

Biz her koşulda başlangıçta çizdiğimiz çerçevede, yeşil ve sol bir hareket için fikir üretmeye, deneyim geliştirmeye, tabanda birliktelik örmeye devam edeceğiz.

Kadir Dadan – Ender Eren— 2 Nisan 2016

Bizimle bağlantı kurmak için:

Telefon: 0 (530) 403 13 66

Facebook: https://www.facebook.com/yesilvesol/

Twitter: https://twitter.com/YesilveSol

Instagram: https://www.instagram.com/yesilvesol/

E-posta:  bilgi@yesilvesol.org