Metin Kutusu: Yeşil Bir Tondan Ötesi

Yeşil ve Sol Çalışma Grubunun şimdiye kadar kendi içerisinde yürüttüğü çalışmalar çerçevesinde, tabana dayanan kitlesel bir parti için uzunca bir zamandan beri kamuoyunda yürüyen tartışmalar hakkında bir değerlendirme yapmak artık kaçınılmaz hale geldi. Bu hem tartışmanın zenginleştirilmesine bir katkı koymak, hem de basitçe kendini ifade etmek için gerekli.

Yeşil ve Sol Çalışma Grubu, Yeşillerin yeniden partileşme süreci içerisinde ve o süreci reddederek ortaya çıktı. Bu reddedişin temelinde de, bugün yeni sol parti arayışlarının özünde yatan kitlesellik ve işe yarar bir birliktelik arzusu yatmaktaydı. Ne kadar zor ve gerçekleşmesi güç olsa da, onlarcasına bir tane daha eklenecek bir fikir partisi yerine, kitleselleşmeyi hedefleyen bir parti tercihine dayanan bu teorik tutum, daha sonrasında dar kapsamlı da olsa uygulamada da, yeşil ve sol görüşlerin birlikteliğinin tabanda bir karşılık bulduğunu gördü. Elbette bu iki yıl içerisinde yaşanan deneyim,  uzun bir maratonun sadece ilk metrelerinden ibaret.

Gerek yeni sol parti, gerekse demokrasi için birlik hareketinde yaşanan tartışmalara genel olarak bakacak olursak, tabana dayanan kitlesel bir parti fikrinin ön plana çıkmasına rağmen, bunun nasıl gerçekleştirileceğine ilişkin somut bir önerinin ortaya çıkmaması, tartışmanın tabandan ziyade akademisyenlerin desteğinde tavanda gerçekleştirilmesi ve tavan eliyle taşraya indirilmesi şeklinde yürümesi, ortaya konan metinlerin heyecan yaratmaktan uzak olması gibi sorunları beraberinde taşıdığını gözlemliyoruz.

Bunun yanı sıra, tartışmaların büyük çoğunluğunda yeşil, ekolojist hatta çevreci bir ton bulmak mümkün olmadığı gibi, var olanlarda da takma akıl gibi cepten düşmesi kaçınılmaz bir içerik ile karşılaşılıyordu. Büyük ölçüde hareketin içinden gelmeyenlerce kaleme alındığını düşündüren bu içerik, geleceğe ilişkin kaygıları içerse de, yeşil-ekolojist politikanın temelinde yatan endüstrileşme, kentleşme, modernleşme eleştirisini yeterince özümseyememiş nitelikteydi.

Aslında Sol’un kitleselleşmek için atacağı adımlarda, yeşil bir ton içermekten öte, daha geniş bir farkındalığa ve özümsemeye gereksinimi var. Çünkü şimdiye kadar tartışmalarda yaşanan demokrasi ile emek/ekonomi konusundaki eksen çekişmelerine, ancak yeşil bir farkındalık ve özümseme ile bakılırsa bir çözüm bulunabilir.

Bugün yeryüzünde yeşil politika, dünyayı eksenler ve çelişkiler/çatışmalar üzerinden tanımlayıp, bunlara yukarıdan çözüm üretmek yerine, değerler ve birbirine geçkin ilişkiler üzerinden tanımlayıp, bunlara ilişkin çözümün bir parçası olma noktasına gelmiş durumda. Bu demek değildir ki, böyle çelişkiler ve çatışmalar yok. Aksine bunlar var, ama çözülmez kördüğüm gibi birbirine geçmiş bir durumda. Sabırla, bilinçle ve dostlukla hareket ederek, kendi yaşama sevincimizi ve yaşama bağlılığımızı köreltmeden, coşkumuzu yitirmeden, basamak basamak çözmek ve kendi tercihlerimizi de basamak basmak örmek gerekiyor. Çünkü gelinen noktada, her insan bir ölçüde kördüğümün bir parçası haline gelmiş durumda. Değerlerimizin başında gelen demokrasi, insanları yaşamlarını değiştirmeye ikna etmemizi gerekli kılıyor, cephede en önde olmaya değil.

Burada elbette hangi değerlerin peşinden koşulduğu önemli ve birbirinden ayrılmadan, herhangi bir değeri eksik bırakmadan bir öz-çekirdek politikanın tanımlanması gerekir ki, birer kelime ile ifade edecek olursak, doğa, emek, barış, demokrasi, eşitlik, adalet, özgürlük, paylaşım, elbirliği, dayanışma, Solda olası geniş bir kitlesel birlikteliğin değerlerini oluşturur. Bu değerleri tanımlamakta pek sorun yaşadığımız söylenemez. Ama benimseyip kendi yaşamımızda gerçekleştirmeye çalıştığımızı da söyleyemeyiz. Asıl başarmamız gereken, değerler üzerinden politika yapmayı başarmak, neyin peşinden koştuğumuzu topluma hissettirebilmektir.

Tabana dayanan kitlesel bir siyaset, çok geniş bir yüzey ile toplumla temas edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bunu gerçekleştirebilmek için bir siyasi partiden çok daha fazlasına gereksinim duyacağımız açık. Partinin yanı sıra, dernekler, kooperatifler, enstitüler, vakıflar, yayın organları yoluyla, yaşamın her alanında bir etkinlik yürütmek gerekiyor. Böyle bir anlayış, kişilere yaşamlarının farklı dönemlerinde, farklı örgütlenmelerde, farklı kişilerle birlikte çalışma ve kendini yenileme şansını vereceği gibi, deneyimlerin örgütlenme parçaları arasında aktarılmasını ve yaygınlaşmasını kolaylaştıracaktır. Elbette böyle bir devasa örgütlenme, son derece zor ve zaman alıcıdır. Ancak sermaye dışında kalacak bir siyaset, ancak bu şekilde geniş kitlelere erişebilir.

Şimdiye kadar olduğu gibi meslek odaları ve sendikalar, siyasetin bir parçası olmalıdır. Ama bu kuruluşlar yapıları gereği hem kitleselleşme olanağından yoksun olduklarından, hem de kapitalist sistemin uygulamalarının önemli bir parçasını oluşturduklarından(sertifikasyon ve ek iş düzenlemeleri), siyasi düşüncelerin yüksek sesi olmamalıdır. Bunu yapacak olan partidir. Ayrıca bu kuruluşların ele geçirilecek bir “kale” olarak görülmesinden ve siyaseti bu kuruluşlar üzerinden yürütmekten vazgeçmek, siyasetin bu kuruluşlara olan bağımlılığı azaltmak için gerekli olduğu kadar, mücadelenin salonlardan alana taşınması için de elzem bir gerekliliktir.

Tabana dayanan kitlesel bir siyaset için, Sol “çok bilen”, “en iyi bilen” dilini de değiştirmek durumundadır. Söz, Solun içerisindekilere yönelik olmaktan çıkıp, kitleye yönelmelidir. Basit, doğal ve yerli bir dil kullanılarak anlaşılırlık artırılmalı, olumlu ve coşkulu ifadeler kullanılarak, umut harekete geçirilmelidir. Sol, hem yabancılaşma sorununun boyutunu kavramak, hem de iletişim becerisini artırmak için, önce dinlemesini öğrenmeli ve kendisine yönelen dile aynı düzeyde yanıt üretebilmelidir.

Bir diğer noktada Solun giderek sıradanlaşan ve kabak tadı veren sahte sokak hareketlerinden, salon toplantılarından sıyrılıp, toplumun içine gömülen bir politik tavır geliştirebilmesi gereğidir. İstanbul’da Taksim-Tünel hattına ve Galatasaray Lisesi önüne, Ankara’da Yüksel Caddesine endekslenen, yüz kişiyi bulmayan ama sürekli hale gelmesi nedeniyle örgütü eylem yorgunu yapan “kitlesel” basın açıklamaları yerine, yaşanılan yerde, mahallede, semtte etkinliklere yönelmelidir. Ve bu etkinlikler şu anda bazılarının yaptığı gibi tahrip edici değil, yapıcı, sorun çözücü ve katılımı teşvik edici olmalıdır.

Sanıldığının ya da sıkça dile getirildiğinin aksine Solda(yada Sağda) herhangi bir boşluk yoktur. Sol, giderek toplumdan uzaklaşmış, bir tavandan ibaret kalmıştır. Türkiye’de, bir çekim merkezi oluşturulduğunda ona yönelecek ya da baraj düştüğünde sosyalist partilere oy verecek yukarıdaki değerleri paylaşan bir kitle söz konusu değildir. Bu kitle, insanların teker teker ikna edilerek bir araya getirilmesi sonucu uzunca bir sürede oluşturulabilir. Sol, bu iknaya yardımcı olmak üzere, yaşamı değiştirebildiğini topluma gösterebilmeli, kapitalist ilişkilerin dışında bir yaşamsal birliktelik kurabilmelidir.

Tabana dayanan kitlesel bir siyaset için, bir diğer önemli nokta, merkezi politikalar yerine yerel politikalar, yerel yönetimler ve yerel seçimler üzerine odaklanmaktır. Sol, merkezi politikalar için öne sürdüğü savların, yerel ölçekte karşılıklarını bulabilmeli ve resmedebilmelidir. Aksi takdirde bu savlar havada kalan, gerçekçiliği bulunmayan savlar olarak algılanmaktadır. Öte yandan, yerel politikalar, insanlarla yaşamlarına ilişkin konuşmak ve ikna etmek için fırsatlar sunmaktadır. Bunun da ötesinde, Türkiye gibi farklı toplumsal dokulara sahip bir ülke için, farklılıklara dayanan merkezi çözümlerin üretilebilmesi için, yerel yapıların üzerine çalışılması da kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Diğer yandan Sol, toplumla teması artırmanın yanı sıra toprakla teması da artırmak durumundadır. Bu hem ekolojik değerlerin hissedilmesi, hem de ekolojik ve ekonomik yıkımlara karşı çözümlerin geliştirilebilmesi açısından ciddi bir farkındalık yaratacaktır. Keza, kır ile kent arasındaki doğrudan birlikteliklerin farkına varılması ve geliştirilmesi de bu temasın sonucunda ortaya çıkabilecektir.

Kadir Dadan, Ocak 2010

Bizimle bağlantı kurmak için:

Telefon: 0 (530) 403 13 66

Facebook: https://www.facebook.com/yesilvesol/

Twitter: https://twitter.com/YesilveSol

Instagram: https://www.instagram.com/yesilvesol/

E-posta:  bilgi@yesilvesol.org